Arıcılıkta Kadın Eli

Yaşamın her alanında kadınların yer almasını istiyor ve başarılarını da gördükçe mutlu oluyorum. Biz kadınların, yapamayacağı bir iş olduğunu düşünemiyorum. Bizler düşünen ve üreten canlılarız. Kralları doğuran analarız. Önemli olan beynimizi harekete geçirip her hangi bir konuda üretmek istememizdir yeter ki düşünelim.

Dünya’da birçok meslek var, erkekler tarafından sahiplenilmiş yüzyıllardır onlar tarafından yapıla gelmiştir. Bugün bu mesleklerin büyük bölümü erkek mesleği olmaktan çıkmıştır. Daha doğrusu kadınlar tarafından yapılır hala gelmiştir. Bu işlerin şimdiye kadar yapılmamasının nedeni kadınlarımızın kendilerini biraz güçsüz yeteneksiz hissetmeleri daha doğrusu hissettirilmeleridir.

 İnsanlarımızın büyük bölümünün yaşam standardı düşük. Bu yoksulluğa rağmen, bizim gibi köylerde yaşama başlayan insanlarda kendilerini geliştirme yaşam kalitesini artırma gibi bir hareketlilikte yok. Sadece sorun kadının çalışıp üretmemesi değil. Erkekler de insani olarak üzerine düşen görevi yerine getirmiyor, kadın üretmek istese bile, gelenek, görenek, örf, adet adı altında yaptığımız işlere karşı çıkılmakta her şeyden öte insan yerine konulup insanca değer verilmemektedir.Gün geçmiyor ki TV ve gazete sayfalarında aile meclisi kararıyla, diye başlayan bir haber duymayalım.Sokak ortasında katledilmeyelim. Bizler kendi ayağımızın üzerinde durmasını öğrenmediğimiz ve kafamızı çalıştırmadığımız sürece, işimiz her zaman,doğurduğumuz erkeklerin insafına kalmıştır.

Ben Ankara’nın 70 km. uzağında yani yüksek bir tepeden bağırsam sesim Ankara’ya duyulacak kadar, yakın bir köyde doğdum ve orada yaşıyorum. Çok istememe rağmen eğitim sürem ilkokulla sınırlı kaldı. Çünkü dedem tutucu bir insandı ve babam üzerinde etkiliydi. Bu baskı, aslıda babamın ve annemin de işine yarıyordu. Kardeşlerimin bakımı ve tarlada çalışmam onlar açısında ücretsiz işçilikti.Babamın köy öğretmeniyle ilişkisi iyi idi. Kafası oldukça dolu olan bir insandı. Babama dedemin, karşı çıkmasına rağmen, arıcılık yapmayı öğretti. Okuldan sonra evlenene kadar babamla birlikte dedemin muhalifliğine rağmen arıcılığı öğretmenimden öğrendik. Öğretmenim babama, beni okutması gerektiği anlatamadı, ama her ikimize birden arıcılığı öğretti.

Tabi bu arada halk eğitimin köyümüzde açtığı, biçki dikiş ve halıcılık kurslarını bitirdim. 1984 yılında evlendim. Bizde gelenektir, yeni evlenmiş çiftler kız evine yaklaşık bir ay sonra ziyarete giderler. Bu ziyaretin sonunda bir hediye verilir. Babam bize, hediye olarak arı kovanı verdi. Eşim ve ailesi bu tarihe kadar arıcılığa uzak olan insanlardı. Bir adet kovanla birlikte, arılarla tanışmış oldular. Köy yerinde yaptığımız iş, bağ bahçe işlerinin yanı sıra verimsiz topraklarda bir miktar buğday yetiştirmekti. Bir süre yaptığımız işin, ne olması gerektiğini tartıştık. Arıcılığın tarıma göre daha zahmetsiz ve karlı bir iş olduğu konusunda anlaştık. Çevremizdeki arıcılardan arı aileleri alarak işletmeyi oluşturmaya başladık. Diğer taraf tan’da, arıcılığın nasıl daha verimli olabileceği konusunda araştırma yapıyorduk. Arıcılık konusunda yayın yapan, dergiye abone olduk. O dönemde arıcılık çalışmaları yapan bir vakfın düzenlediği kursa eşimle birlikte katıldık. Burada arılarımızı, nasıl daha verimli hale getirebileceğimizi öğrenerek kraliçelerimizi değiştirmeye başladık.

 Bu arada eşim arıcılıkla ilgili düzenlenen bir eğitimden geçti ve belge aldı. Daha sonra, Ankara tarım il müdürlüğünün, düzenlemiş olduğu ana arı yetiştiriciliği programına eşimle birlikte katıldık. Ana arı yetiştiricisi belgesini aldık. Arıcılıkla ilgili araştırmalarımız devam ederken yaptığımız işlerin bir kısmının yanlış olduğunu fark ettik.

         Para harcayarak sahip olduğumuz kraliçelerin gerçek olmadığını yani kandırıldığımızı anladık. Bu bizim için para ve üretim kaybı demekti. Kullandığımız ilaçların, kendi sağlığımıza ve tüketicilerin sağlığına nasıl zarar verdiğimizi fark ettik. Parafinin bal mumuna nasıl karıştırıldığını öğrendik.

Tarımsal ilaçların zararlılar için dahi kullanılması dünyada yasaklanmaya çalışılırken ,arıcılarımızın bir bölümü balın içerisine karıştırmaya sanki gayret ediyorlar. En acı olanı da bunların bilinçsiz üreticiye bilinçli insanlar tarafından normalmiş gibi sunulması. Arıcılarımız peteği satın alırken gözü paradan başka bir şey görmeyen mum tüccarı sanki iyilik ediyormuş gibi ,arıcıya üç seçenek sunuyor. Az mumlu, çok mumlu ve saf mum. Üreticinin büyük bölümü yaptığı hatanın farkında bile değil. Bugün, ben aldığım eğitimin sonucunda kimyasal ilaçlardan ve parafinli mumlardan kendimi ve çevremdeki üreticileri kurtardığımı düşünüyorum.Artık mumlarımızı Devlet dentiminde olan, tescilli yerlerden alıyorum. Artık kaliteli ana arı adı altında, karasineklere para vermiyorum Kraliçelerimi kendim üretiyorum ya da, güvendiğim üreticilerden alıyorum.

Zaman, zaman bölgemizde arıcılığı teşvik amacıyla arı kovanları dağıtılıyor. Daha doğrusu arıcılığı yok etmek, merakı olanları uzaklaştırmak amacıyla yapılıyor. Benim köyüme dört defadır destek amaçlı kovan dağıtıldı. Bunlar Muğla tipi ana arılardı. Amerikan yavru çürüğünden, varovva’ya kadar her türlü hastalığı bünyesinde barındıran kovanlardı. Bunların bölgemize her gelişinde zarar gördük.Kâğıt üzerinde belki üç yüz adet kovan dağıtıldı. Bunların bir tanesi bile hayatta değil. 
     Bir taraftan bilinçsizce yapılan destekler,diğer taraftan çiftçilerimizin bilinçsizce kullandığı tarımsal ilaçlar,doğaya verdiğimiz zarar, suçun en büyüğü. Bu kadar olumsuzluk içerisinde yaşamaya çalışıyoruz.

       Bugün iki kızım ve eşimle birlikte  Ankara da kışı geçiriyoruz. Baharın gelmesini, arılarımızla kucaklaşacağımız günü iple çekiyoruz.

 NEZAKET OSAN 

         10.12.2015